mynet kavun ücretsi müzük dinle radyo dinle
01 Şubat 2011 Kategori mynet kavun
Mynet Kavun ile Artık tüm sanatçıların birbirinden güzel şarkılarını ücretsiz dinleyebileceksiniz.Mynet Kavun‘un bu hizmeti ile istediğin sanatçının yeni albüm şarkılarını hemen dinle.Yerli ve yabancı tüm sanatçıların eski ve yeni albümleri Mynet Kavunda.Mynet Kavun ile sınırsız müzik dinlemek için sizde Mynet Kavun‘a giriş yapın.Müziğin sınırlarını açın.Mynet Kavun ile Arabeks, Rap, Damar şarkılar, Pop, Rock, Hip-Hop, Türk Sanat müziği, Klasik, Fantazi ve aklınıza gelen her tür müziği burada dinleyin.Mynet Kavun ile Ücretsiz Müzik Dinlemek için aşadaki sesli ve kamerali sohbet girişine tıklamanız cıkan sayvaya nickinizi yazın canlı muzikler ve canlı sohbetler etme şansını yakalayın şimdiden iyi eglenceler ne şeniz daim olsun
Kanser riskini azalttığı ortaya çıktı
27 Ekim 2010 Kategori mynet Sağlık
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Başdiyetisyeni Sevinç Yetişen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mandalinanın turunçgiller familyasından tatlı, kokulu, lezzetli ve vitamin açısından zengin bir meyve olduğunu belirtti.
Yetişen, yapılan araştırmalarda mandalinaya turuncu rengini veren karoten nedeniyle karaciğer hastalıkları, damar sertliği ve şeker hastalığı riskini azalttığını ifade ederek, içeriğindeki potasyum sayesinde de yüksek tansiyonu düşürmeye yardım olduğuna dikkati çekti.
Mandalinanın C vitamini içermesiyle de soğuk algınlığı, grip, nezle gibi rahatsızlıklara karşı bedenin direnme gücünü artırdığının saptandığını vurgulayan Yetişen, şunları kaydetti:
‘Bulundurduğu çözünür posa nedeniyle kolesterolü düşürücü etkiye sahiptir. İçerdiği antioksidan maddelerle vücudumuzun kansere yakalanma riskini azaltır. Mandalinada bulunan tangeretin adlı flavon sayesinde antikansorejen özellik gösterir ve enfeksiyonun yayılmasını önlemede etkilidir.’
Sevinç Yetişen, mandalinanın, stres ve uykusuzluğa karşı etkisiyle ilgili araştırmaların halen devam ettiğine de değinerek, birçok çeşidi bulunan, turuncu sarı renklerde olan mandalinanın etli ve sulu bir yapıya sahip olduğunu anlattı.
ÇEKİRDEKLERİ ÇIKARILMALI
Çekirdeksiz türleri de bulunan mandalinanın kolay soyulabildiği için çocukların da severek yediği bir meyve olduğunu ifade eden Yetişen, ‘Çekirdekleriyle tüketilmesi apandis organını tıkayarak, akut apandisite yol açar. Bu nedenle çekirdeklerinin çıkarılarak yenmesi gerekir’ dedi.
Mandalinanın, genellikle içerdiği şeker-asit dengesinin sağlandığı 11-16 Ekim döneminde hasat edildiğini belirten Yetişen, şöyle konuştu:
‘Bu nedenle, genelde yeşil olduğu için sarartma işlemi uygulanır. Mandalinalar önce yıkanır, kurutulur sonra depolarda 26-28 derecede etilen gazına tabi tutularak oksijenle havalandırılır. Etilen ile sarartma işlemi meyve ne kadar olgunlaşmışsa o kadar kısa sürer. Az olgunlaşmış meyvede 4-5 gün, kasım ayında toplanmış bir meyvede ise süre 1-2 gündür. Bu işlemlerin gıda kodeksine uygun olarak yapılması insan sağlığını olumsuz etkilemez. Mandalina kendi haline bırakıldığında da kabukları üzerindeki klorofil parçalanarak zamanla turuncu renk alır.’
GÜNDE 2-3 ADET TÜKETİLMELİ
Başdiyetisyen Yetişen, mandalinanın kabuk renklerinin, cinsine göre açık sarıdan koyu kırmızıya kadar çeşitlilik gösterdiğine işaret ederek, çok ince ve bol gözenekli bir kabuğa sahip olduğundan, meyvenin diğer turunçgillere oranla çok daha çabuk su kaybettiğini bildirdi.
Bu nedenle mandalinanın satın alındıktan sonra kısa süre içinde tüketilmesi gerektiğine dikkati çeken Yetişen, sonbaharın başından kışın ortalarına kadar yenebilen mandalinanın taze olarak tüketildiği gibi meyve suyu, marmelat, tatlı, reçel, şerbet yapımında da kullanıldığını ve bazı et yemeklerine de lezzet kattığını anlattı.
Yetişen, mandalinanın kabuğunun dış yüzünde bulunan içi uçucu yağ dolu kesecikler sayesinde kabukları ezildiğinde çevreye hoş bir koku yaydığını belirterek, kabukları ince kıyılıp, kek ve pastaya da katılabildiğini kaydetti.
Mandalina esansı olarak adlandırılan yağın, şekercilik ve likör sanayinde de kullanıldığını anlatan Yetişen, şeker hastalarının da rahatlıkla tüketebileceği mandalinanın mevsiminde taze olarak günde 2-3 adet sofralarda yer alması gerektiğini sözlerine ekledi.
GEBELİK ŞANSINI ARTTIRAN YÖNTEM
27 Ekim 2010 Kategori mynet Sağlık
Yardımcı üreme tedavilerinde uygulanan embriyo dondurmada son teknoloji ”Vitrifikasyon (camlaştırma)” yöntemi ile dondurulan embriyoların canlı kalma oranı, yüzde 25′ten yüzde 95′lere çıkıyor. Bu da anne adayının, dondurma işlemi sonrasında uygulanan tedavi ile gebe kalma şansını klasik yönteme göre artırıyor.
Uzmanlar, klasik uygulamada embriyoların yavaş soğutulduğu için, işlem sürecinde buz kristallerinin oluştuğunu ve kristallerin de embriyonun canlılığını kaybetmesine yol açabildiğini belirtirken, Vitrifikasyon yöntemi ile emriyonun travmaya maruz kalmadığını, düşük hikayesi bulunan anne adaylarının embriyolarına uygulanmak zorunda olan biyopsi sonrasında da dondurma işleminin yapılarak gebelik elde edilebildiğini belirtiyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Osman Denizhan Özgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yardımcı üreme teknikleri tedavisi sürecinde yeterli sayı ve kalitede embriyo elde edilmesi halinde, uygulamaya katılan çiftin rızası alınarak sağlıklı embriyoların birkaçının ilerleyen dönemde kullanılmak üzere dondurularak saklanması işleminin ”yumurta dondurma” olarak tanımlandığını söyledi.
Yumurtaların dondurulmasıyla, ilk uygulamada gebelik gerçekleşmediğinde, tekrar ilaç tedavisi gerektiren yumurtlama süreci atlanarak, embriyo transferi yapılabildiğini belirten Özgün, özellikle kanser tedavisi gören ya da 35 yaş üstünde gebelik planlamalarında yumurta dondurma işleminin uyguladığını anlattı. Özgün, yumurta dondurulmasının iyi donanımlı merkezlerde yapıldığında gebelik şansının yüksek olduğunu ifade ederek, emriyo kalitesinin bozulmaması için yumurta dondurma ve çözdürme işlemlerinde dikkatli olunması gerektiğine dikkati çekti.
Tüp bebek tedavilerinde embriyoların saklanması ile ilgili metotlar hakkında 1980′li yıllardan itibaren çalışmalar yapıldığını dile getiren Özgün, klasik dondurma yöntemlerinin tüp bebek merkezlerinin büyük çoğunluğu tarafından kullanıldığını söyledi. Özgün, klasik uygulamada embriyoların yavaş soğutulduğunu belirterek, ”Embriyoların yavaş soğutulması esnasında buz kristalleri oluşuyor, kristaller ise embriyoya zarar verebiliyor ve embriyo canlılığını kaybedebiliyor” diye konuştu.
Emriyo dondurma alanında yurt dışında yapılan çalışmalarda yeni gelişmeler elde edildiğini anlatan Özgün, şunları kaydetti:
”Artık yumurta dondurmada ‘Vitrifikasyon yani camlaştırma’ adı verilen yeni teknik uygulanıyor. Bu yeni yöntem ile embriyolar, klasik yönteme göre 600 ila bin kat hızlı soğutuluyor. Böylece, buz kristali oluşumuna zaman tanınmıyor. Camlaştırma esnasında embriyo travmaya maruz kalmıyor, çözme sonrası canlı olarak elde ediliyor.
Klasik yöntemde dondurulan embriyoların, yaklaşık dörtte biri çözme sonrası canlılıklarını kaybediyor, sağ kalanların sağladığı gebelik oranları ise yarı yarıya azalıyor. Camlaştırma ile dondurulan embriyoların hayatta kalma oranları ise yüzde 95. Bu oran, taze embriyolarla gebe kalma şansı ile aynı.”
-”BİYOPSİ YAPILAN EMBRİYOLAR DA SAKLANABİLİYOR”-
Dr. Enver Kerem Dirican da ”Camlaştırma” yönteminin Türkiye’de uygulanmaya başlandığını belirterek, şunlara söyledi:
”Önceden üçüncü ve beşinci gün embriyolarının klasik yöntemle dondurulmaları çok başarılı değildi. Bu ise laboratuvarda embriyo gelişimini gözleyip, gelişimi sağlıklı olan embriyoların belirlenerek dondurulmasını zorlaştırıyordu.
Camlaştırma sayesinde artık embriyoları sadece erken aşamada, yani zigot aşamasında dondurmak zorunda değiliz. Gelişimi görerek ve sağlıklı olanları transfer ederek, kalanları başarılı bir şekilde dondurup çözebiliyoruz.”
Camlaştırma ile dondurma yöntemi ile biyopsi yapılan yani kromozomları incelenen embriyoların dondurularak saklanmasının da mümkün olduğunu ifade eden Dirican, klasik yöntemde bunun mümkün olmadığını vurguladı.
Dirican, 35 yaşın üzerinde olan ve önceden başarısız kısırlık tedavileri bulunan anne adaylarının embriyolarının kromozomlarının incelenmesi gerektiğine dikkati çekerek, bunun genetik tarama ile yapılabildiğini söyledi.
Tedavi alsın almasın, düşükleri bulunan anne adaylarının embriyolarının kromozomları açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dirican, ”Kromozomların incelenmesi için embriyo içerisinden bir hücrenin biyopsi ile dışarı çıkartılması gerekiyor. Eski yöntemle bu işleme giren embriyolar, dondurularak saklanamıyordu. Camlaştırma ile artık biyopsi yapılan embriyolar, sağlıklı bir şekilde dondurularak saklanabiliyor” diye konuştu
Kötü uykunun nedeni bulundu
27 Ekim 2010 Kategori mynet Sağlık
ABD’de yapılan bir araştırma, bazı kişilerin derin uyku uyuyamamasının ve gece birçok kez uyanmasının nedeninin “DQB1*0602″ adlı bir gen olduğunu ortaya koydu.
İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Pennsylvania Üniversitesinde görev yapan bir grup bilimadamı, 129 gönüllüyü uykusunda izledi.
DQB1*0602 geni taşıyanların diğerlerine nazaran çok daha değişik bir uyku düzeni olduğunu tespit eden bilimadamları, sadece 4 saat uyuyabilseler bile gecede ortalama 4 kez uyanan bu kişilerin uykusunun oldukça hafif olduğunu gözlemledi.
Bu kişilerin derin uyku sürelerinin de diğerlerine nazaran çok daha kısa olduğunu belirten bilimadamları, bu nedenle bu gene sahip kişilerin 10 saat kadar uyuduklarında bile dinlenmeden uyandıklarını kaydetti.
Bu kişilerin 10 saat uyuduklarında derin uykuda geçirdikleri sürenin 34 dakika, diğerlerinin derin uyku sürelerinin ise 43 dakika olduğuna dikkati çeken bilimadamları, bu nedenle bu geni taşıyanların kendilerini her zaman uykulu hissetmeleri konusunda sonuna kadar haklı olduklarına işaret etti.
Tıp dünyasını şaşırtan pisi pisi otu!
25 Ekim 2010 Kategori mynet Sağlık
| Sivas’ta, 5 yıl önce 15 yaşındaki bir çocuğun solunum yoluna kaçan pisi pisi otunun akciğeri dolaştıktan sonra tedavi gördüğü hastanede yaklaşık 8 ay sonra sırt bölgesinden kendiliğinden vücut dışına çıkması, bilimsel makaleye konu olurken tıp dünyasında da şaşkınlık uyandırdı.
Yaklaşık 5 yıl önce Sivas’ın bir köyünde yaşayan ve şu anda vatani görevini yapmak üzere askere gittiği öğrenilen 15 yaşındaki Cuma E’nin ağzına aldığı pisi pisi otu birden bire öksürünce solunum yoluna kaçtı. Bu durumu ailesinden gizleyen Cuma E, bir süre sonra Durumu doktorlara da anlatmayan ve tedavisinin ardından taburcu edildikten sonra aynı şikayetle bir süre sonra tekrar hastaneye başvuran Cuma E’nin pansuman sırasında sırtındaki şiş ve akıntılı bölgeden akciğerine kaçan pisi pisi otunun çıktığı görüldü. Doktorlarda şaşkınlık yaratan ve tıp literatüründe bir ilk olduğu bildirilen vaka, ilginçliği nedeniyle CÜ Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Levent Cankorkmaz ve hastane görevli bir grup öğretim üyesi tarafından olgu sunumu olarak bilimsel yayın haline getirildi. Söz konusu bilimsel yayın, Tüberküloz ve Toraks Dergisi’nin 2010 yılı ilk sayısında yayınlandı. Yrd. Doç. Dr. Levent Cankorkmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu vakanın 15 yaşında bir erkek hasta olduğunu belirterek, “Sırtında ağrı, şişlik ve akıntılı bir yarayla geldi. Hastanın hem akciğerinde, hem de sırtında bu şekilde akıntılı bir yara olması nedeniyle ilk etapta akciğerle ilgili bir problemin yansıması diye düşündük. Onunla ilgili tomografileri çekildi, tetkikleri yapıldı. Hastanın bu tetkik sonrası antibiyotik tedavisine başladık. Herhangi bir altta yatan neden bulamadık. Hastanın apsesini tedavi ettikten sonra hastayı taburcu ettik” diye konuştu. 8 AYDA VÜCUDU KENDİLİĞİNDEN TERK ETMİŞYaklaşık 1 ay sonra hastanın aynı bölgeden akıntıyla kendilerine yeniden geldiğini anlatan Cankorkmaz, şunları kaydetti: “Biz hastayı tekrar yatırdık, yeniden araştırdık. Yatırdığımızın ertesi günü yapılan pansumanda ’pisi pisi otu’ dediğimiz bir otun yara yerinden çıktığını gördük. Sonra hastanın öyküsünü derinleştirdiğimizde yaklaşık 8-9 ay önce köyde pisi pisi otunu ağzına alan hastamızın öksürürken bu otu bizim aspirasyon dediğimiz akciğere kaçması olayının olduğunu, ama ailesinden sakladığını öğrendik. Sonradan anladık ki bizim hastamızdaki yara, akciğerindeki enfeksiyon ve bu akıntının bütün sebebi akciğere gitmiş olan pisi pisi otuymuş. Pisi pisi otu 8 ayda kendisine yol açarak akciğerden dışarı çıkmış ve hastamızın sırt bölgesinden vücudu kendiliğinden terk etmiş.” ”LİTARATÜRE GÖRE BU ŞEKİLDE VÜCUDU TERK EDEN İLK OLGU”Daha önceki yayınlarda bu tür solunum yoluna pisi pisi otu kaçmasıyla ilgili vakaların olduğunu ifade eden Cankorkmaz, “Ama bizim olgumuzun farkı bu pisi pisi otunun akciğeri de terk ettikten sonra hastanın bel bölgesine yakın bir yerden sırttan dışarı çıkması. Yani bronşlardan, solunum yolundan vücuda girmiş, akciğeri geçmiş ve vücutta akciğeri de terk ettikten sonra sırt bölgesinden çıkmış. Bizim vakamız bizim taradığımız literatüre göre bu şekilde vücudu terk eden ilk olgu” ifadesini kullandı. Bu durumu fark ettikleri zaman duruma şaşırdıklarını söyleyen Cankorkmaz, ”Beklemediğimiz bir şeydi. Biz daha çok akciğer veremi ve buna benzer bir probleme bağlı durum oluştuğunu düşünüyorken tamamen çok farklı, pisi pisi otuna bağlı bir problem olması bize ilginç geldi” dedi. PİSİ PİSİ OTUNUN BRONŞLARDAN SIRTA İLGİNÇ YOLCULUĞU Pisi pisi otunun vücudu bu şekilde terk etmesinin çok da açıklanamayan bir şey olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Cankorkmaz, “Çünkü akciğeri terk edip vücuttan çıktığı halde başka tür yaralanmalarda meydana gelebilecek akciğer hasarlanması, enfeksiyondur. Başka tür hasarlar vermesine rağmen diğer yaralayıcı cisimler gibi zarar vermeden vücudu terk edebiliyor. Bu tabi bizim de bilim dalımızın dışında belki bitkilerle ilgilenen biyolog arkadaşların yanıt verebileceği sorular” diye konuştu. |
Şeker hastasına bile iyi gelen bal
18 Ekim 2010 Kategori mynet Sağlık

